47.yl
“karanlktan aydnla...”
 
Eb Dvud Sleymn b. el-Eas es-Sicistn

  EBÛ DÂVUD

 

mâm, eyhu's-sünne, mukaddemu'l-huffâz ve muhaddisu'l-Basra gibi ünvânlara sâhib olan müellif Ebû Dâvud, h. 202’de Sicistân’da domutur. Tam ad; Ebû Dâvud Süleymân b. el-E‘as b. shâk b. Beîr b. eddâd b. ‘Amr b. mrân el-Ezdî es-Sicistânî’dir. Nisbelerinden birincisi kabîle, ikincisi memleket nisbeleridir ve ittifâkîdir. O’na, Sicistân kelimesinin bir çeit ksaltmas olan Sicz’e nisbetle es-Siczî denildiine de rastlanlmaktadr.

Ebû Dâvud’un Türk ve Arab olduuna dâir iki ayr görü ileri sürülmektedir. Sicistân, Afganistan’n güney kesimine düen Afganistan - ran snr bölgesi olarak Türk yerleim bölgelerindendir. Ancak Ezd Kabîlesi de Yemen’de mehûr büyük bir Arab kabîlesidir. Ebû Dâvud’un milliyeti hakkndaki iki ayr deerlendirme muhtemelen bu iki esâsa dayanmaktadr.

Ebû Dâvud’un büyük dedelerinden mrân, Hz. Alî tarafndan Sffin savana katlm ve orada ehîd dümütür. Aabeyi Muhammed el-E‘as ise, Ebû Dâ­vud’a ilim yolculuklarnda arkadalk etmitir. Olu Ebû Bekr Abdullah mehûr bir muhaddistir. Müellifimizin âilesi hakknda kaynaklarn verdii bilgi bunlardan ibârettir.

 

Ça-Çevresi

Ebû Dâvud’un yaad ça, özellikle hadîs ilmi tarîhi bakmndan, altn ça kabûl edilen hicrî III. asrdr. Aslnda bu ça, slâm medeniyetinin ve slâmî ilimlerin tam bir inkiâf ve gelime gösterdii, her dalda klasik ve temel eserlerin verildii hareketli ve bereketli bir dönemdir. Âdetâ kurulu merhâlesinin bütün yönleriyle gerçekletirildii yeni ilmî fa‘âliyetlere zemîn hazrland çadr.

Hadîs ilmi açsndan kütüb-i sitte müelliflerinin yaad bir dönem olan hicrî üçüncü asr, siyâsî açdan da ‘Abbâsilerin hilâfet dönemine rastlamaktadr. Ebû Dâvud, dokuz ‘Abbâsî halîfesinin iktidârn idrâk etmitir.

 

Yetimesi

Ebû Dâvud, ilk bilgileri kendi yöresinin âlimlerinden aldktan sonra, o günün ilim geleneine uyarak ilim tahsîli için Irak, Cezîretu'l-Arab, âm, Msr gibi yörelere ve bu yörelerdeki ilim merkezlerine gitmi oralardaki âlimlerden hadîs tahsîl etmitir. Onun uzun süre kald ehirlerin arasnda Horasan, Rey, Herat, Kûfe, Badâd ve Tarsûs bata gelmektedir, ömrünün sonlarna doru (h. 271-884’de) göçtüü Basra’y da bu arada saymak gerekir.

Ebû Dâvud’un, gezdii bu geni yörede kendilerinden istifâde ettii hocalar kadrosu 300’ü bulmaktadr. Bu rakam bn Hacer (852/1448), nen ve öteki eserlerinden tesbît etmitir.[1]

Bunlar arasndan bilhâssa Ahmed b. Hanbel, (241/855), Kuteybe b. Sa‘îd (240/854), Müsedded b. Müserhed (228/842), Sa‘îd b. Mansûr (227/841), Hen-nâd es-Seriyy (243/857), Alî b. el-Medînî (224/838), Yahyâ b. Ma‘în (233/847), Hayve b. ureyh (224/838), Halef b. Hiâm (227/841) ve ‘Amr b. ‘Avn (225/839) zikre deer.

 

lmî ahsiyeti

Hadîsin fkh, illetleri, metin ve sened olarak tad husûsiyetleri hakknda fevkalâde geni bir bilgiye sâhib olan hadîs mütehasss Ebû Dâvud’un ilmî ahsiyetini belli kriterlere göre öylece tesbît edebiliriz.

lmî ahsiyetin temelinde, günün artlarna göre iyi ve etrâfl bir tahsîl aranr. Müellifimizi bu açdan ele alacak olursak, hocalarnn, o günün slâm dünyâsnn en mu‘teber ilim adamlar, olduunu görürüz. Biraz önce verdiimiz isimler bunun açk delîlidir. Devrinin ilim merkezlerini gezmi olmas, gerek bilgi - görgü olarak, gerekse metod, uygulama ve kavray olarak onun ilmî kiiliini bulmasnda fevkalâde müessir olmutur.

Bu durumu ve onun ilmî ahsiyetinin bir baka yönünü, çadalarnn meslektalarnn ve hattâ hocalarnn ona yönelik deerlendirmelerinde görmek mümkündür. Hocas Ahmed b. Hanbel’in, kendisinden âtire ile ilgili hadîsi yazm olmas; Sehl b. Abdullah et-Tüsterî’nin (283/896); “Rasûlullah’n hadîslerini rivâyet eden dilini çkar da bir öpeyim” diye takdîr duygularn sergilemesi, devr-i ulemâsnn Ebû Dâvud’a gösterdii yaygn i‘tibârn iki ayr göstergesidir. Onun hakknda ulemânn söyledii senâ cümlelerine kaynaklar uzun uzun yer vermektedirler. Biz bu iki misâli yeterli gördük.

lmî ahsiyetinin bir baka göstergesi ya da unsûru dikkatli bir aratrclktr. Bu açdan bir hadîsci olarak Ebû Dâvud’un taklîdden çok tahkîki benimsemi olmas, gerçekten engin ilminin belki de hakîkî sebebidir. (بِئْرِ بُضَاعَةَ ) Buzâ‘a kuyusu ile ilgili hadîsin sonunda verdii bilgi müellifimizin aratrclk vasfn yanstan en güzel örneklerden biridir. O, unlar söylemektedir:

“Ridâm kuyunun azna serdim. Sonra da onu karladm. Tam alt zirâ‘ geldi. Bana bahçenin kapsn açan ve beni içeri alan kiiye, ‘kuyunun eski hâli deitirildi mi?’ diye sordum.‘Hayr’ dedi. Suyun rengi bozuktu.”[2]

Ebû Dâvud bu sözlerini, Kuteybe b. Sa‘îd’in, kuyunun en çok uyluklara en az baldrlara kadar su tuttuuna dâir açklamasn kaydettikten sonra söylemektedir. O, rivâyet ettii bu bilgi ile yetinmeyip imkân bulunca kuyuyu bizzât kendisi ölçmü, durumu yerinde tahkîk etmi, suyunun renginin bozuk olduunu tesbît etmitir. Bütün bunlar nasl yaptn da tam bir ilim nâmûsu içinde tek tek anlatmaktadr. Yapt ie ve yöntemine i‘tirâz kapsn açk brakmamaktadr.

Ebû Dâvud’un bu tutumu, onun aratrmaclnn ve ilmî dürüstlüünün takdîr edilmesi gereken delîlidir. lmî bir titizliktir.

O’nun ilmî ahsiyetinin bir baka unsûru da münekkidliidir. Aslnda klasik devir hadîscilerinin müterek özelliklerinin banda onlarn iyi birer ricâl ve metin münekkidi olmalar gelir. Bu, hiç übhesiz megûl olduklar hadîs ilminin ana karakteridir. Sünen-i Ebû Dâvud’un gerek tantm gerek tenkîd olarak ricâl ve metin konusundaki hassâsiyet ve ihtisâsnn örnekleriyle doludur.

Ayrca Ebû Dâvud’un aratrclk ve münekkidlik yönünü ortaya koyan gerçekten çok fazla tesbît ve ahâdet bulunmaktadr. Takdîr ifâdelerindeki anlalabilir mübâlaa unsûrlarn dikkate alarak söyleyelim ki, bu ahâdetler onun ilmî ahsiyetinin bir baka unsûru olan ilmiyle âmil olma durumunu yani dîni yaayn, vera‘ ve takvâsn da yeterince ortaya koymaktadr.

“Ebû Dâvud, hadîs ilminin hâfz, dîni yaamakta iffet, salâh ve vera‘nn doruk noktasnda, bir hadîs süvârisidir.”

Dâvud (a.s.)’a nasl demir yumuatlmsa, Ebû Dâvud’a da hadîs ilmi öylesine kolaylatrlmtr.”

“Hadîsleri tahrîc eden ve sâbit olanlar malûl olanlardan, hatây-sevâbdan ayrabilen dört kii vardr: Buhârî, Müslim. Onlardan sonra da Ebû Dâvud ve Nesâî...”

“O, hadîste reîs, fkhta reîsdi. Heybet, saygnlk, salâh ve takvâ sâhibi; Ahmed b. Hanbel’e benzer biriydi.”

lmî ahsiyetinin en tartlmaz göstergesi eserdir, â‘irin dedii gibi;

Âyinesi itir kiinin lafa baklmaz
ahsn görünür rutbe-i akl eserinde.

Bu noktadan hareketle Ebû Dâvud’u tedkîk ettiimizde, onun bilhâssa Sünen’i ve dier eserleri, müellifimizin ilmî kiiliini yeterince ortaya koyacak nitelikte olduunu görmekteyiz. Sünen’inin, kütüb-i sitte’nin üçüncü srasnda yer almas bunun açk göstergesidir.

Bir ilim adamnn eserine talebelerini de katmak elbette gerekecektir. Ebû Dâvud’un talebeleri arasnda, nen’inin râvîsi olanlara ilâveten, yine kütüb-i sitte müelliflerinden Tirmizî (279/892) ve Nesâî (303/915) ve daha birçok mehûr muhaddis bulunmaktadr.[3]

Ayrca Ebû Dâvud’un ilmî ahsiyetinin bir baka yönüne misâl olarak biraz sonra nakledeceimiz olayda da görülecei gibi O, imâr istenen Basra’nn ihyâsn salamak üzere orada oturmaya da‘vet edilecek kadar ilmî öhret sâhibiydi. Günümüzde nasl kalkndrlmak istenen yörelere birer üniversite açma yoluna gidiliyorsa, o gün Basra’nn ihyâs görevini yalnz bana Ebû Dâvud üstleniyordu. O’nun Basra’da olduunu duyan ilim tâliblileri ona gelecek ve böylece ehir yeniden cânlanacakt, ilim ve ulemânn hem ma‘nevî hem maddî açdan ihyâ ve ‘ümrân vesîlesi olduunu Ebû Dâvud’un ahsnda görmekteyiz.

Burada una da iâret edelim ki, Ebû Dâvud’un Basra’ya da‘vet edilmesi olay, ayn zamânda bizim medeniyetimizin temel özelliinin ilim olduunu ve bu medeniyetin temelinde ulemânn tartmasz bir yere ve role sâhib bulunduunu da gözler önüne sermektedir.

lmî ahsiyetinin bir baka ölçüsü, âlimin, ilmin erefine sâhib çkan bir genel tavr içinde olmasdr. Bu da daha çok, ilmi kendi zemîninde ve kendine hâs artlar içinde, bilhâssa yöneticilerin istismârna imkân brakmayacak ekilde yaymaya çalmakla isbât edilebilir. Ebû Dâvud’u tam bir ilmî sorumluluk içinde görmekteyiz. u olay bunun en açk delîlidir. Kendisine hizmet etmekte olan Ebû Bekr b. Câbir anlatyor:

Badâd’da Ebû Dâvud ile beraberdik. Bir gün akam namazn kldktan sonra kap çalnd. Açtm. Bir de ne göreyim, bir görevli:

“– Emîr Ebû Ahmed el-Muvaffak geldi içeri girmek için izin istiyor”, dedi. Dönüp durumu Ebû Dâvud’a bildirdim, izin verdi. Emîr girdi ve oturdu. Sonra Ebû Dâvud, Emîre;

“– Bu vakitte Emîri buralara getiren nedir?” dedi. Emîr;

“– Üç i için geldim”, dedi. Aralarnda u konuma cereyân etti:

“– Neymi bunlar?”

“– Basra’ya gidip oraya yerlemeniz. Dünyânn dört bir yanndan ilim tâliblileri sana gelirler ve böylece zenci basknndan sonra harâbe hâline gelmi ve terk edilmi olan Basra da enlenir.”

“– Bu birincisi. kinci i nedir?”

“– Çocuklarma Sünen’i okutup rivâyet etmeniz.”

“– Evet, üçüncüsü nedir?”

“– Sünen’i rivâyet için bizim çocuklara özel bir zamân ayrman. Zîrâ halîfe ve emîrlerin çocuklar halk ile bir arada olamazlar.”

“– te bu aslâ olmaz. Zîrâ ilim konusunda yönetici de yönetilen de ayndr, eittir.”

bn Câbir demitir ki, “Emîr’in çocuklar dier örencilerle beraber derse geldiler, ancak onlarla dierleri aras bir perde ile ayrld.”[4]

Öte yandan Ebû Dâvud’un, ilmî hassâsiyeti ve hakka balln, e-dost, akrabâ hatr aslâ gölgeleyemezdi. Olu Ebû Bekr Abdullah hakknda “Olum Abdullah yalancdr” demi[5]onun hadîste güvenilir biri olmadn açk ekilde ortaya koymutur.

Bu olaylar, büyük hadîscilerin aa-yukar hepsinde görülen hak yanls olma ve ilmin erefini hereyin üstünde tutma titizlik ve cesâretini göstermektedir. lmî ahsiyetin en belli bal gereklerinden biri belki de en önemlisi de bu tavrdr.[6]

lmî ahsiyette, ilmî murâkebe ve denetime rzâ göstermek de önemli bir unsûrdur. Bu açdan müellifimiz ayn olgunluk içindedir. Sünen’ini tasnîf edince hocas Ahmed b. Hanbel’e arzetmi ve onun denetimini salam ve tasvîbini almtr. Günümüzde ilmî ve akademik çalmalar nasl ihtisâs jürileri tarafndan tedkîk edilir ve deerlendirilirse, geçmite de ulemâ eserlerini, zamânn mehûr âlimlerine arzeder ve onlarn görülerini kendiliklerinden alrlard. Bu, ilmî mes'ele edinmenin tabîî gerei ve sonucudur.

Müellifimizin ilmî ahsiyetinde, mensûb olduu mezhebinde elbette bir pay ve yeri olacaktr. O’nu hanbelî fakîhi olarak gösterenler, O’nun Ahmed b. Hanbel ile olan yakn ve scak ilmî alâkasndan hareket etmilerdir. âfi‘î tabakâtnda kendisine yer verilmitir. Oysa O’nun dier hadîsciler gibi hiçbir mezhebin görüünü benimsememi olduu, bal bana sünnetin fkh ile megûl bir muhaddis fakîh olduu açktr.[7] Mekke’lilere yazd mektûbda, nen’ini tantrken herhangi bir mezhebe mensûbiyetini imâ eden herhangi bir beyânda bulunmamtr. Zamân zamân u veya bu mezhebin görülerine yakn olmas, aralarnda paralellik bulunmas, onun, o mezhebden olduunu göstermez. Unutulmamaldr ki, hadîscinin mezhebi hadîstir. Zâten Ebû Dâvud da sünnete uymakta selef anlay üzerindeydi. Kritik kelâm konulara dalmaktan dâimâ uzak dururdu.

Ayrca bize göre ilmî ahsiyetin bir dier ölçüsü de megûl olunan sâhada belli terkib ve sonuçlara ulaabilmek ve bu sonuçlar genel deerlendirmeler hâlinde ifâdelendirebilmektir. Müellif Ebû Dâvud bu noktada da fevkalâde dikkat çekici bir beyâna sâhibdir. Beyüz bin hadîs arasndan seçtii 4800 hadîs ile meydâna getirdii nen’i takdîm ederken, “Müslümânn dînî hayât için dört hadîsin yeter”[8] olduunu söylemitir. Böyle bir sonuca varmak, konuyu bütün yönleriyle hazmedip temel noktalar yakalayabilme kâbiliyyet ve dikkatini, hazâkatini gösterir. O, bu dört hadîsi öyle sralamtr:

1. Ameller niyetlere göredir.

2. Mâlâyanîyi terketmesi kiinin olgun mü'min olduunu gösterir.

3. Kendisi için istediini mü'min kardei için de istemedikçe kii kâmil mü'min olamaz.

4. Helâl bellidir, harâm bellidir. Aralarnda übheli baz ilerde vardr...”

Daha sonra medâr- slâm (slâm ahkâmnn üzerinde dönüp durduu esâslar) olarak benimsenecek olan bu deerlendirme, Ebû Dâvud’un ilmî ahsiyetinin daha sonraki dönemlere de damgasn vurduunu delîllendirmektedir.

Netîce i‘tibâriyle tasnîf devri müellifleri arasnda fevkalâde bir yere ve ilmî kiilie sâhib olan Ebû Dâvud, sonraki dönemlerde de eserleri ve kiiliiyle takdîr görmü muhaddislerden biridir.

 

Vefât

Müellifimiz Ebû Dâvud 16 evvâl 275 Cum‘a günü Basra’da 73 yandayken vefât etmi, cenâze namazn ‘Abbâs b. Abdilvâhid el-Hâimî kldrm ve Süfyân es-Sevrî’nin kabri yanna defnedilmitir. Rahmetullahi aleyh.

 

Eserleri

Müellifimiz Ebû Dâvud’un bugün ismen bilinen 19 eseri vardr. Bunlardan 4 tanesi baslmtr. Dierleri ya yazmalarnn mevcûdiyeti ya da kendilerine yaplan atflar veya onlardan yaplm iktibâslar vesîlesi ile ismen tannmaktadr.

Baslm olan eserleri unlardr:

Sünen. Bunun üzerinde ayrca durulacaktr.

Risâletuhu fî Vasf Kitâbü's-Sünen Zâhiriyye (hadîs 347), yazma nüshas bulunan bu mektûbu M. Zâhid Kevserî, Kâhire’de 1369’da neretmitir. Ayrca Muhammed Sabba da Advâu'-eri‘a mecmû‘asnda (say 5, 1394) tahkîkli olarak yaynlamtr. Daha sonra müstakil basks da yaplan bu mektûbu, M. Sabba’n tahkîkinden yararlanarak terceme etmi bulunmaktayz. Terceme bu mukaddime içinde yer alacaktr.

el-Merasîl: Mürsel hadîslerle ilgili olup Reîsu'l-küttâb 145/2 ve Köprülü 294/2’de yazma nüshalar bulunan bu eser Kâhire’de 1310’da baslmtr.

Mesâilu'l-mâm Ahmed: Fkh konularna göre tertîb edilmi olan eser, Ahmed b. Hanbel’e tevcîh edilen suâller ve cevâblar ihtivâ etmektedir. Reid Rza’nn tahkîki ile Kâhire’de baslmtr. Daha sonra ofset basklar yaplmtr.

Bunlarn dndaki Ebû Dâvud’a âid eserler öylece sralanabilir:

el-Mesâil, en-Nasih ve'l-mensûh, câbâtuhu an suâlâti Ebû ‘Ubeyd Muhammed b. Alî b. Osmân el-Âcurrî, Kitâbu'z-zühd, Tesmiyetu hveti'l-Iezîne revâ anhum el-hadîse, Kitâbu'l-kader, Esiletün li Ahmed b. Hanbel ani'r-ruvât ve's-sikât ve'd-duâfâ, Kitâbu'l-ba’s ve'n-nüûr, Delâilu'n-nübuvve, et-Teferrüd fi's-Sünen, Fezâilu'l-Ensâr, Müsnedu Mâlik, ed-Duâ, btidau'l-vahy ve Ahbâru'l-Havâric.



[1] bn Hacer el-‘Askalânî, Tehzîbü't-Tehzîb, IV 172.

 

[2] Ebû Dâvud, Tahâre, 34

 

[3] Talebelerinin uzun bir listesi için bk. Zehebî, Siyer-i ‘Alâmi'n-Nübelâ, XIII 205-206

 

[4] Ebî Ya‘lâ, Tabakâti'l-Hanâbile, I 162.

 

[5] bn ‘Adiyy, Ebû Dâvud’un bu sözü niçin söylediini bilmek mümkün deildir. Zîrâ cumhûr, Abdullah’n güvenilirliinde müttefiktir” demektedir. (Vefeyât, II 405). Abdullah hakknda bilgi için bk. Hatîb, Tarîh-u Badâd, IX 464; Zehebî, Mîzânu'l-‘tidâl, II 433.

 

[6] Baka örnekler için bk. Hatîb, Câmi‘u'l-Ahlâki'r-Râvî, I 136.

 

[7] Mübârekfûrî, Mukaddimetu Tuhfetü'l-Ahvezî, I 352.

 

[8] Bu yeterlilik kanâ‘atine Zehebî i‘tirâz etmekte ve “müslümân Kur'ânla birlikte bir çok sahîh sünnete muhtâcdr” demektedir (Zehebî, Siyer-i ‘Alâmi'n-Nübelâ, XIII 210).

 

 
© 2017 samilyayinevi.com.tr. Her hakk sakldr.
Kkayasofya Cd. No:66 amil Han Sultanahmet - Fatih / stanbul
Tel: 0212 516 06 50 - 518 15 39 Faks: 0212 516 06 51