47.yıl
“karanlıktan aydınlığa...”
 
Mazhar Taşkesenlioğlu

Yayınevimiz Kurucusu Duran Kömürcü’nün Ağzından

Mazhar Taşkesenlioğlu Hoca Efendi

 

Kadîm dostum Ali Nar faks çekmiş; “Doğru Yorum Gazetesi'nin her sayısında bir Ehl-i sünnet âlimini tanıtıyoruz. Sıra Mazhar Taşkesenlioğlu’na geldi. En yakını da sensin. Senden başkasına güvenemem" deyince bize de bildiğimizi aktarmak düştü. 

 

Mahzar Taşkesenlioğlu kimdir?

1931 yılında Erzurum’da doğdu. Kur'ân-ı Kerîm’i hatmettikten sonra, ilk fıkıh bilgilerini babası Taşkesenlioğlu Şeyh Mehmet Sırrı Efendi’den aldı. Daha sonra babasından ve amcazâdeleri (Taşkesenli Medresesi Dersi‘amlarından) Alâaddîn Efendi, Şâhabeddin Efendi ve Mehmet Efendi’lerden sarf, nahiv, mantık, belâğat dersleri okudu. Bitlis Norşin’de Muhammed Maşuk Efendi’den meânî, beyân ve bedî‘ okudu. Hocasının tavsiyesiyle Siirt Baykan’da Muhyiddîn Evrensel Efendi ve Mollâ Sadreddin Yüksel Hoca Efendi’den; fıkıh, hadîs, akâid, tefsîr ve usûl okuyarak bu şahıslardan icâzet aldı. Erzurum’da uzun süre fahrî vâizlik yaptı ve talebe okuttu. 1982 yılında İstanbul’a yerleşti. 29.04.1989 günü İstanbul’da vefat etti.

 

Nasıl tanıştım?

Sene 1979 – 1980 yılarında İbn Âbidîn’i yayınlıyoruz. Rahmetli Ahmet Davudoğlu vefât edince kitâb yarıda kaldı. Bildiğimiz arkadaşlardan, İbn Âbidîn’i kime tamamlatalım, bu işin altından kalkacak bir hoca var mı? Soruşturmasına başladık. Birkaç arkadaşla görüştük terceme örnekleri aldık. Tatmîn olmadık, çâreyi çocukluk arkadaşım Konyalı Mehmet Savaş’ta buldum. Onun itirâzına meâl bırakmadan, bir teyp ve malzemelerini aldım. O teypten okuyor biz çözüyorduk. Ama Mehmet Hoca meşgûl, iş ilerlemiyor. Bir sıkıntı bastı. Çâre bulmalıydım. Sıkışık günlerde  kınalı koç gibi sarı bir yiğit adam çıka geldi. Bana: 

“-İbn Âbidîn’i ben hallederim dedi yanıma bir kâtib katacaksan ben söyleyeceğim o yazacak!”

Allah’ın Erzurum’undan gelmiş burada âlimlik taslıyor diye içinden geçirdim. İfâde ediş şekline dik duruşuna kendisine güveni görünce içim ısındı. Hanefî fıkhının yutulmaz leblebisi İbn Âbidîn’i tercemeye başladılar. Küçükayasofya’da bulunan binaya sabah gelip akşam giderlerdi. Bu İbn Âbidîn’i bitinceye kadar devam etti. 

Kendisini tanıdıkça huyları huylarımıza benzediğini. Âile yapımız bile aynı olduğunu gördüm. O neden muzdarib ise bende aynısı ile yaşıyordum dostluğumuz ilerledi, kopmaz bir bağla bağlandık.

Mazhar hoca, hem âlim, hem mücâhid idi. Bildiği ilmi yaşayanlardandı. Gözünü budaktan sakınmaz, doğruyu söylemekten çekinmezdi. O hep başı dik, onurlu idi. Dünyada tanıdığım en merhâmetli, en şefkâtli bir baba idi. Her hâline şükreder, her şeyin Allah’dan olduğunu devamlı söylerdi. 

Kur'ân’dan ayrılmayan, Peygamber yolunun yolcusu idi. “Allah’ın Kur’ân’ından başka sistem yok, nizâm yok hepsini tağût” derdi. Hep öylece de yaşadı.

 

Ehl-i sünnet yolunun takibcisi idi. Bunu bir hatıra ile anmak istiyorum.

1980’li yıllarında Humeynî, İslâm devrimi yapmıştı dünya üzerindeki Müslümanları Tahran’a davet ediyor birlik ve beraberlik mesajı sunuyordu. Hedeflerinin Caferî fıkhı değil, dünya İslâm devleti olmaktır, tezini işliyordu. Hepimizi heyecanlandırmıştı. Ummadığımız, beklemediğimiz bir zamanda zuhûr eden bu hâli sevinçle karşılamıştık, bir davet münâsebeti ile üç arkadaşı Tahran’a gönderdik. Orada bildiri sunacaklardı. 

Türkiye'den de Mazhar Hoca ehli sünnete dâir bir bildiriyi götürdü. Bundan sonrasını kendisi şöyle anlatır.

“-Bizi beş yıldızlı bir otele yerleştirdiler. Orada dinlendik toplantıya katılmak üzere yola çıktık. Rehber vâsıtası ile merâmımız anlatıldı, bildiri sunacağımız söylenildi. O gün sıra gelmedi, ertesi günü, daha ertesi günü aramadılar. Biz de geri dönmek durumunda kaldık. Refüze olmuştuk.

Türkiye’ye dönüşlerinde günlerimiz, İslâmî gündemi oluşturmakla geçiyordu. Anadolu’da ki Müslümanlarla temâs kurmaya legal bir yapı ile mücâdeleye başlamaya karar verdik. 

O günlerde büyük oğlu kaza geçirdi ve vefât etti. Oğlunun ölmesine değil de ölüm şekline çok üzüldü. Ama metânetini hiç kaybetmedi. “İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râci‘ûn” der, hayatına devam ederdi. Evlâd sevgisini de, oğlu Ali ve küçük kızı Zehra’da giderirdi. Hepsini severdi de “küçükler tatlı olur” derdi. 

İsyânkâr bir rûhu vardı. Kur'ân’a uymayan bütün hareketleri karşısına alırdı. İnsanlara uzak oluşunun sebebi buydu. O, kükremediği toplulukta uysaldı, sessizdi. Yeri gelince de sarı sakalları kabarır, aslanlaşırdı. Bana daima şunu söylerdi. 

“-Müslümanlar uyutulmuş, uyanık olanların da üzerine tül perde örtülmüş”, derdi. Bunlar uyanmalı uyarmalıyız, şoke edecek hareketler bulmalıyız. Onlara şerîatı öğretmeliyiz. 

M. Alî Sâbûnî ile Yalova’da görüşüp anlaşması Ahkam Tefsîri’ne tercemeye başlaması ümmete dînini öğretme gayretidir. O sistemlerin, İslâm’ın hukûk sistemlerini unutturduğunu, gündemden düşürdüğünü söylerdir.

Hedef adamı idi. Hedefi, Kur’ân’dı, Sünnet’ti. Sünneti en iyi yaşayan ümmetti. Bize rehberlik yapan ehli sünnetti. “Ehli sünnete sarılalım ki, hedefe çabuk varalım” derdi. 

Onu senelerdir özlüyorum. Sarı sakalına yapışmak, kardeşim… demek istiyorum. Çünkü,  o benim dostumdu. Güvenli ve mertti, sözünden dönmezdi. İlmi yaşamak ve yaşatmak içindi. Sahîfeler arasından çıkarıp Müslümanların hizmetine sunmak için okurdu. 

O, davâ adamı, hizmet âşığı idi. İbn Âbidîn’in son yedi cildini tamamlar iken, ehl-i sünnete hizmet ettiğine, onlara rehber olduğuna inandırdı. 

Böyle bir dosttan ayrıldığım için üzgünüm. Çocukları, böyle bir babaya sâhib oldukları için müftehir; ümmet, böyle bir âlimden ayrıldığı için hüzünlüdür. 

Sessiz sedâsız gittiği sanılan Mazhar Taşkesenlioğlu, bir ideal bir gâye, bir âlim ve bir mücâhid portresi çizerek Rabbi’ne kavuşmuştur. 

Biz böyle biliriz, böyle şâhidlik ederiz. Rûhu şâd. Makâmı cennet olsun.

 
© 2017 samilyayinevi.com.tr. Her hakkı saklıdır.
Küçükayasofya Cd. No:66 Şamil Han Sultanahmet - Fatih / İstanbul
Tel: 0212 516 06 50 - 518 15 39 Faks: 0212 516 06 51