47.yıl
“karanlıktan aydınlığa...”
 
Tâhirü’l-Mevlevî

 Devrimizin büyük şairi, aziz üstadımız merhum Tâhirü’l-Mevlevî, 20 Haziran 1951’de hayata gözlerini yummuştu.

Tâhirü’l-Mevlevî, 1294 Ramazan’ının beşinci ve 1877 Eylül’ünün 13. Perşembe günü, İstanbul’da doğmuştur. Pederi, Elhac Mustafa Saffet Bey de İstanbulludur. Validesi, Emine Emsal hanımdır.
Taşkasap’ta, Molla Güranî mahallesinde kâin Hekimbaşı Ömer Efendi Mekteb-i İbtidaî’sinde, bilâhare Gülhane Askerî Rüştiyesi’nde ve daha sonra Menşe-i Küttâb-ı Askeriye’de okumuş, Bab-ı Seraskerî Piyade Dairesi’ne Haziran 1308’de tayin edilmiştir. Vazifesine devamla beraber, Fatih Camii baş imamı Filibeli Mehmed Rasim Efendi ile mesnevîhan Mehmed Esad Dede’nin derslerine devam etmiş ve Esad Dede’den Mesnevî icazetnamesi almıştır. Büyük validesinin pederi Hattat Tâhir Efendi’nin Mevlevî olması ve mumaileyhanın Yenikapı Mevlevîhanesi Şeyhi Osman Selâhaddin Efendi’nin süt hemşiresi bulunması, bilhassa Hazret-i Mevlâna’ya ve Mevlevîliğe karşı bir cazibe duyması dolayısıyla, Şeyh Selâhaddin’in mahdumu Şeyh Mehmed Celâleddin Efendi’den sikke giymiş ve Mevlevîliğe intisap etmiştir. 1310/1312’de (henüz 18 yaşında iken), hocası Esad Dede’nin delâlet ve refakatiyle İskenderiye, Kahire, Süveyş, Yenbu tarikiyle Medine-i Münevvere, Ravza-i Mutahhara ve Hücre-i Muattara ziyaretiyle müşerref olmuş; yine Yenbu, Cidde yoluyla Mekke-i Mükerreme’ye giderek, Ramazan-ı Şerif’i orada çıkarmış, hacdan sonra, Süveyş - İskenderiye tarikiyle dönmüştü.
Evvelce kendi kendine sema ederken, Hicaz’dan avdetini müteakip Yenikapı Mevlevîhanesi semazenbaşısı Karamanlı Halil Dede’den sema meşk etmiş ve semazenler arasında şöhret kazanmıştı. Fakat Mevlevî muhibliğini kâfi görmeyerek, çile çıkarmak ve hizmet etmek isteyen merhum, vazifesinden istifa edip Şaban 1313’te Yenikapı Mevlevîhanesi’nde çilekeşliğe başlamış ve hicri 1316’da mukannen hizmeti hitama ermişti. Bu münasebetle şu tarihi söylemişti:
Matbahında çille-keş bir can iken
Kıldı sâhib-hücre Mevlâna beni! (1316)
Bununla beraber:
Ederken Mevlevînin çillesin itmâm bin bir gün
Bizim bak çille-i aşk içre bir mîâdımız yoktur
diyerek huzûr-ı Mevlâna’ya yüz sürmek arzusunu gösteriyordu. Nihayet şeyhinden aldığı müsaade üzerine yola çıktı. Evvela Eskişehir’e, sonra Karahisar’a ve Konya’ya gitti. Uşak, Manisa, İzmir tarikiyle avdet etti. Bu ziyaretten sonra Tâhirü’l-Mevlevî, Yenikapı Mevlevîhanesi’ndeki hücresine çekildi ise de kendi tabiriyle “Orada oturup vakıf lokmasına göz dikmektense, ekmeğini kazancından yemek” istedi. Bir kütüphane açmak ve şurada burada zamanın tahrip ve imhasına maruz kalmış Mevlevî âsârını bastırmak istedi.
Evvelce tedarik ettiği ve bilahare Hicaz’dan getirdiği kitaplar, bir sahaf dükkânına sermaye olabilecek kadar bulunduğu için, evvela Beyazıt’ta, tramvay caddesinde bir dükkân tuttu ve kitaplarını oraya nakletti. Fakat Beyazıt’ta satış olmaması yüzünden, kitaplarını Babıali Caddesi’ndeki şimdiki Medresetü’l-Hattâtîn’in karşısındaki dükkânlardan birine götürdü. Yine o tarihlerde, haftalık bir gazete çıkarmak hevesine kapıldı. O zamanlar gazete ve mecmua imtiyazı almak pek müşkül, hatta gayrimümkün olduğundan, kitapçı Karabet’in Resimli Gazetesi’ni kiraladı ve ilk nüshasını çıkardı.
Mecmuanın kabına, evvelce neşretmiş olduğu ve Mevlevî muhiblerinden Vâsıf Efendi tarafından toplanıp, Hazret-i Mevlâna hakkında sitayişkârane birçok manzumeyi hâvi Mecmûa-i Medâyih-i Mevlâna’nın ilanıyla beraber, bir Mevlevî sikkesi resmini bastırmıştı. Fakat bu ilan, o devirdeki jurnalciler için bu meyanda Malûmat Gazetesi sahibi Baba Tahir ile Nazif Sürûrî isminde biri tarafından fırsat addedilerek, Resimli Gazete’nin kapatılmasına dair irade alınmış; sebep olarak, Veliaht Mehmed Reşad Efendi (V. Mehmed) Mevlevî muhibbi olması dolayısıyla, Veliaht namına propaganda yapıldığı ileri sürülmüştü. Ayrıca Babıali’nin muhafızı polis komiseri, meşhur Mektepli Ahmed Efendi, kütüphanenin tarassuduna memur edilmişti. Zaptiye Nazırı Şefik Paşa tarafından celp ve sorguya çekilen Tâhirü’1-Mevlevî, töhmeti mucip bir hareketi görülmediğinden, serbest bırakılmıştı! Maruz kaldığı bu tazyikler karşısında kitapçılıktan çekildi ve memuriyet hayatına atılmaya mecbur kaldı.
1319/1903’te Orman-Maden ve Ziraat Nezareti muhasebesinde açılan bir imtihanda muvaffak oldu ve 370 kuruş maaşla Defter-i Kebîr kalemine kâtip tayin edildi. Derece derece terakki ederek, 1334/1918’de Maden Müdîriyyet-i Umûmiyyesi ruhsatnameli maden başkâtibi, Tevhid-i Mübâyaat Komisyonu Tahrîrat Mümeyyiz-i Evveli oldu. Bu komisyonun lağvedilmesine kadar orada kaldı. Bilahare Ticaret ve Ziraat Nezareti İktisat Heyeti Başkitabeti’ne 1336/1920’de tayin olundu. Uhdesine Kalem-i Mahsus Başkâtipliği de ilâve edilmiş ise de, Kuvâ-yı Milliye taraftarı olmasından dolayı azledildi. 1337/1921’de Âlî Satış Komisyonu başkâtibi, bilahare eski kalemi olan Maden Müdîriyyet-i Umûmiyyesi’nin fermanlı Maden Mümeyyizliği’ne naklolundu.
1319/1903’te muallimliğe intisap etti. Evvela Burhân-ı Terakkî ve sonra Rehnümâ-yı Füyûzât mekteplerinde Farisî okuttu; ikincisinde İslâm Tarihi tedrisine başladı. Tarih tedrisine başlaması, o dersi okutan mektep müdürünün Amr İbni’l-Âs ismini “âmirû” diye okuması ve okutması üzerine olmuştu.
1325/1909’da Darüşşafaka’da edebiyat ve Usûl-i Tahrîr derslerine muallim tayin edildi. 15.8.1929’da Maltepe Askeri Lisesi edebiyat muallimliğine ve bu vazifede gösterdiği liyakat dolayısıyla bir sene sonra, Ağustos 1931’de terfien Kuleli Askeri Lisesi’ne naklolundu ve yaş haddine tabi tutuluncaya kadar orada vazife gördü. Son memuriyeti, Milli Eğitim Bakanlığı Kütüphaneler Müdürlüğü Tasnîf-i Kütüb Komisyonu Azalığı idi.
İlmî hayatına gelince: Merhum, bizdeki erbâb-ı kalemin ekserisi gibi hudâyînâbit olarak yetişmiş ve malumatını zatî mesaisiyle elde etmiştir. Arabî ve Farisî’yi iyi bilirdi, bilhassa Farisînin bütün inceliklerine vakıftı. Fransızca’yı da kendi kendine öğrenmiş, birçoğumuzun yapamayacağı kuvvetle tercümeler yapmıştır. Fransız edibi Télémaque’ın Fénélon ismindeki meşhur eserinin Mahfil mecmuasında neşrolunan kısımları, bunu pek güzel ispat etmektedir. Önceleri mütekelliffane yazardı; fakat sonraları herkesin anlayabilmesi için, çok sade yazmayı iltizam etmiştir. Makalelerini, şimdiki tabir ile akıcı bir üslup ile yazardı.
Bunlar, bugün dahi merakla, zevkle okunmaktadır. Yaptığı tercümeler çok güzeldir. Kendisinin dediği gibi, “Tercüme edilmiş bir eserde, tercüme kokusu bulunmamalıdır.” Gerek nazmının, gerek nesrinin mümeyyiz vasfı, samimiliktir. O, kanaati hilafına ne bir söz söylemiş, ne de bir satır yazmıştır. İnandığına sonuna kadar sadık kalmıştır. Resûl-i Ekrem Efendimize, pek nadir kimseye nasip olan, sarsılmaz bir iman ve sonsuz bir aşk ile bağlı idi.
O, hassas bir şair idi. Duymadan tek bir mısra söylememiştir. Gayrimatbu divanının mukaddimesinden, şu güzel parçayı okuyalım:
“Şuara için, fart-ı hassâsiyet mahsulü denir. Tahassüsteki ifratın hastalık olduğu, o nevi mütehassısın hasta bulunduğu söylenir. Şu kavle göre, en hisli şairler, en ziyade mariz insanlardır. Maalesef ben de o zavallılardan biriyim. Çünkü hassasiyet denilen devâ nâ-pezîr bir illetin, şifâ nâ-ümid mübtelâsıyım. Bu hasta, dahilî ve haricî birtakım âlâm ve esbabın tazyikiyle inler, hatta nâle-zenliği bazen de yıllarca sürer. İşitenleri acındırmakla beraber, usanç verdiği de olur. Hasta, verdiği melâli, pekâlâ takdir eylediği hâlde, iniltilerini kesemez. Zira o, teellümât ile ıztırâbâtının hafiflediğini tevehhüm eder. Belki aks-i feryâdını duymakla teselli bulur. Benim de, Divan namına tertip eylediğim şu mecmua, bu türlü tavsiyeleri muhtevidir ki her biri enfüs ve âfâkı muhtelif teessürâtın kalbî ve ruhî şîvenleridir. İçlerinde gülümsemeyi andıranlar varsa, o gibileri bazı mesâib karşısında gayriihtiyari salıverilmiş zehrin handeleridir... Medid ve mükerrer akislerini yalnız kalbimin duyacağı o iniltiler, ben öldükten sonra da felek kubbesini çınlatsınlar. İhtimal ki birinin bir tahmini, insaflı bir sâmiin merhameti hissini galeyana getirir de, sahibi hakkında ‘Allah rahmet eylesin’ duasında bulunur. Bir tarafa gitmiş olanların, burada kalanlardan bekledikleri de ancak budur.”
Tâhirü’l-Mevlevî, divan edebiyatının en son mümessillerinden biri idi. Bugün artık hemen hemen müntesibi kalmamış olan, bu sahada geniş bilgisinin muhassalasını Edebiyat Kâmûsu ismindeki çok kıymetli bir eserinde toplamıştır ki “Bunun basılması, memleket ilim ve irfanı namına ne kadar şâyân-ı arzûdur.” demiştir.
Merhum çok ince ruhlu bir şair olmakla beraber, eşsiz bir muallimdi. Takrirleri esnasında güzel fıkralar, ince nüktelerle talebesine ders dinletir, en ağır bahisleri bile hemen orada öğretirdi. Süleymaniye ve son zamanlarda Laleli Camii’ndeki Mesnevî derslerine devam edenler, ne kadar açık bir lisan, ne kadar güzel bir ifade ile tasavvufun en derin bahislerini izah ettiğini görmüşlerdir. Meclisinde bulunanlar İslâm tarihine, tasavvufa ve edebiyat tarihine dair bilmedikleri birçok şeyi öğrenir, vaktin nasıl geçtiğini anlayamazlardı. Sohbetine doyum olmazdı.
Eserleri:
1 Mirat-ı Hazret-i Mevlânâ, İstanbul 1315. Mevlâna’nın şemailinden bahseden manzum bir eserdir.
2 Divançe-i Tahir, Dersaadet 1318. Şairin ilk şiirlerini ihtiva eden bir şiir mecmuasıdır.
3 Nazm ve Eşkâl-i Nazm, I-II, İstanbul 1329. Aruz, kafiye ve nazım şekillerine dair bir eser olup, yazarın Darüşşafaka’da verdiği derslerden oluşur.
4 Edebiyat Lugati, İstanbul 1936; haz. Kemâl Edib Kürkcüoğlu, İstanbul 1973. Edebiyat ıstılahlarını açıklayan ve alfabetik sırasıyla düzenlenmiş bir lugattir.
5 Teşebbüs-i Şahsî, İstanbul 1330; Millî ve Hakikî Musavver Roman Teşebbüs-i Şahsî, Osmanlıcadan Çevirisi ve İncelemesi, haz. Canan Ceviz, Lisans tezi, Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi, İstanbul 1986.
6 Yenikapı Mevlevîhânesi Postnişîni Şeyh Celâleddîn Efendi Merhûm, İstanbul 1326. Yenikapı Mevlevihanesi postnişini olan Celâleddin Efendi’nin bazı menkıbeleri ile, ölümüne ve Mevlevihanenin nasıl yandığına dair bilgileri ihtiva eder.
7 Cengiz ve Hülagu Mezâlimi, İstanbul 1322; H. Ahmet Özdemir, “Tâhirü’l-Mevlevî ve Cengiz ve Hûlâgû Mezâlimi Adlı Eseri”, Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sa. 11 (2005), s. 135-169.
8 Kafkasya Mücahidi Şeyh Şâmil’in Gazavâtı, yazan: Muhammed Tâhir Karâhî, çev. Tâhirü’l-Mevlevî, İstanbul 1333; çev. Tâhirü’l-Mevlevî, haz. Tarık Cemal Kutlu, İstanbul 1987; Şâmil’in Kâtibi M. Tâhir el-Karâhî’nin Kaleminden İmam Şamil’in Hâtıratı, çev. Tâhirü’l-Mevlevî, sadeleştiren H. Ahmet Özdemir, Ankara 2000.
9 Medâris-i İslâmiye Talebesine Mahsus Târîh Hulâsaları, İstanbul 1331. Yazarın, İslam tarihi hakkında dergilerde yayınlanmış bazı makalelerinden oluşur.
10 Şeyh Sa‘dî’nin Bir Sergüzeşti, İstanbul 1327. Sa‘dî’nin Bostan adlı eserinde yer alan bir hikâyenin şerhidir.
11 Âmûzgâr-ı Fârisî, İstanbul 1322. Yazarın, Rehnümâ-yı Füyûzât Mektebinde okuttuğu derslerden oluşan, Farsça gramerine ait bir eserdir.
12 Destâvîz-i Fârisî-hânân, İstanbul 1325. Farsça gramerine ait bir eserdir.
13 Afgan Emîri Abdurrahman Han. Afgan tarihinin önemli simalarından olan Abdurrahman Han’ın hatıratının tercümesidir. Bir kısmı Sırât-ı Müstakîm’de tefrika edilmiştir.
14 Hind’in Moğol Hükümdarları ve Nâdir Şah, Trabzon 1930. Bu eserin aslı, bir süre Hindistan’da bulunmuş olan C. Frizer adlı bir İngiliz tarafından İngilizce olarak yazılmıştır. Nâsırulmulk Ebulkâsım Han’ın İngilizceden Farsçaya çevirdiği eser, Mecîdüddevle Ali Muhammed Han’ın tashihiyle basılmıştır. Tâhirü’l-Mevlevî de eseri Farsça tercümesinden Türkçeye çevirmiştir. Kitap halinde basılmadan önce, Trabzon’da çıkan İkbâl gazetesinde de tefrika edilmiştir.
15 Hind İhtilâli. Hindistan’da İngilizlere karşı yapılan ayaklanma esnasında bir İngiliz kadınının başından geçenleri anlatan ve İngilizceden Serguzeşt-i Yek Hânum-i İngilîsî der Hindustan adıyla Farsçaya tercüme edilen eserin Türkçe çevirisidir. Bu eser de İkbâl gazetesinde neşredilmiş ve Trabzon’un Ruslar tarafından istilasında matbaanın yağma edilmesi dolayısıyla müsvetteleri ve matbu kısımları kaybolmuştur.
16 Şukûfe-i Bahâristân. Câmî’nin Bahâristân’ındaki 40 kadar şairin hayat hikâyesinin genişletilmiş tercümesidir. Beyânü’l-Hak mecmuasında tefrika edilmiştir.
17 Hazret-i Peygamber ve Zamânı, İstanbul 1339-41. Gayet açık bir dille yazılmış kısa bir siyer risalesidir.
18 Hazret-i Peygamber’in Hayatı, İstanbul 1971.
19 Hind Masalları. İstanbul 1920-1926. Masal Masal İçinde: Hint Masalları, İstanbul 2007. Hindli Şeyh İnâyetullâh’ın Farsça yazdığı Bahâr-ı Dâniş adlı ünlü eserinin kısaltılmış tercümesidir. Daha önce Namık Kemal tarafından da Türkçeye çevrilmiştir.
20 Fuzûlî’ye Dâir, İstanbul 1936. Fuzûlî hakkındaki birkaç makaleden oluşan bir risaledir.
21 Şâir Nev‘î ve Sûriyye Kasidesi, İstanbul 1937. Nev‘î’nin hal tercemesiyle III. Murad’ın şehzadesi Sultan III. Mehmed’in sünnet düğününü tasvir eden kasidenin izahı ile, yazarın, Hakkı Süha Gezgin’e yazdığı Fuzûlî’ye Dâir adlı risalesi hakkında mektubunu ihtiva eder.
22 Bâkî’ye Dâir, İstanbul 1938. Bâkî’nin hayatı ve sanatına dair bilgiler içerir.
23 Germiyanlı Şeyhî ve Harnâme’si, Giresun 1949.
24 Müslümanlıkta İbadet Tarihi, İstanbul 1946; neşreden: Abdullah Işıklar, İstanbul 1963; haz. Cemal Kurnaz, Ankara 1998.
25 İslâm Askerine: Hazret-i Peygamber’in bazı gazalarını ihtiva etmekte olup, bir kısmı Sebîlürreşâd mecmuasında neşredilmiştir.
26 Edebiyat Tarihimize Dâir Manzum Bir Muhtıra, İstanbul 1931. Başlangıçtan yenilenme devrine kadar edebiyatımızın tarihine dair hece vezniyle yazılmış manzum tezkire tarzında bir eserdir.
27 Mesnevî’nin Eski ve Yeni Muterizleri, İstanbul 1946. Mevlâna ve Mesnevî’ye karşı olan Muhammed Şahin adlı kişinin neşrettiği Mesnevî’nin Tenkîdi (İstanbul 1946) adlı kitabın önsözüne cevap olmak üzere kaleme alınmış bir risaledir.
28 Mesnevi’nin Yeni Mu’tarızına İkinci Cevap, İstanbul 1947. Yazarın Muhammed Şahin’e yazdığı ikinci cevaptır.
29 Târîh-i İslâm Sahâifinden, Dersaadet 1326.
30 İnsanlığın Büyük Önderi Resûl-i A’zam Hazret-i Muhammed’in (s.a.) Hal Tercemesi, İstanbul 1964.
31 Müslümanlığın Medeniyete Hizmetleri, sadeleştiren: Abdullah Sert, I-II, İstanbul 1974.
32 Matbuat Alemindeki Hayatım ve İstiklâl Mahkemeleri: İstanbul 1990.
33 Nisâbü’l-Mevlevî Tercümesi, haz. Yakup Şafak - İbrahim Kunt, Konya 2005. İsmail Ankaravî’nin Mesnevî’den konularına göre yaptığı Nisâbü’l-Mevlevî adlı seçmenin tercümesidir.
34 Mir’âtü’l-akâid: İnançlar Aynası, Câmî’den çev. Tâhirü’l-Mevlevî, nşr. Abdullah Işıklar, İstanbul 1964.
35 Çilehâne Mektupları, haz. Cemâl Kurnaz - Gülgün Erişen, Ankara 1995. Yazarın, Ahmed Remzi Dede’ye yazdığı mektupları ihtiva eder.
36 Divan Edebiyatının Bazı Beyitlerinin İzahına Dair Edebî Mektuplar, haz. Cemâl Kurnaz, Ankara 1995.
37 Feridun Nafiz Uzluk’a Gönderilen Mevlevî Mektupları, haz. Yakup Şafak - Yusuf Öz, Konya 2007. Bu kitapta Tâhirü’l-Mevlevî dışında Veled Çelebi İzbudak ve Ahmed Remzi Akyürek’in Uzluk’a gönderdiği mektuplar yer almaktadır.
38 Farsça Divançe ve Tercümesi, haz. Yusuf Öz - Yakup Şafak, Konya 2003; Tâhirü’l-Mevlevî’nin Farsça Divançesi ve Tercümesi, haz. Mehmet Atalay, İstanbul 2007.
39 Tâhirü’l-Mevlevî’nin Türkçe ve Farsça Divanları, haz. Mehmet Atalay, Erzurum 2005. Bu kitapta, şairin ilk dönem şiirlerini içeren Dîvânçe-i Tâhir’i, daha sonra yazdığı şiirlerine yer verdiği ikinci ve üçüncü divanları, tüm Farsça şiirlerinden oluşan Farsça Divançe’si ile tercümesi ve bunların dışında kalan diğer şiirleri yer almaktadır.
40 Şâir Anıtları, haz. Mehmet Atalay, İstanbul 2008. Eserde, ebced hesabı ve tarih düşürme sanatı hakkında bilgi verildikten sonra, yazarın çağdaşı 28 şair ve yazarın kısa hal tercemelerine ve vefatları münasebetiyle düşürdüğü tarih manzumelerine yer verilmiştir.
41 Tâhirü’l-Mevlevî (Olgun)’den Metin Şerhi Örnekleri, haz. Şener Demirel, Ankara 2005. Bu kitapta Tâhirü’l-Mevlevî’nin, Bâkî’nin Sünbül Kasidesi ve Şerhi, Bâkî’nin Kanuni Mersiyesi, Taşlıcalı Yahya’nın Şehzade Mustafa Mersiyesi, Nef’î’nin Hotin Kasidesi, Sabrî’nin Ebu Said Efendi vasfındaki kasidesi, Fuzûlî’nin Bağdad Kasidesi ve Fuzûlî’nin Şikâyetnâme’sine yazdığı şerhler yer alır.
42 İstanbul Kitaplıkları Türkçe Yazma Divanlar Kataloğu: XII-XVI. Asır, Ankara 1947. Yazarın Kütüphaneler Müdürlüğü’ne bağlı Tasnif-i Kütüb Komisyonu azalığı esnasında hazırladığı bu katalog Milli Eğitim Bakanlığı tarafından neşredilmiştir.
43 Tâhirü’l Mevlevî’nin şu dergi ve gazetelerde de çok sayıda yazı ve şiiri yayınlanmıştır. Mahfil. (yıl: 1338-1345/1919-1926, sayı: 1-68); Beyânülhak (yıl: 1326-1330/1908-1912, sayı: 1-181), Sırât-ı Müstakîm (yıl: 1324-1327/1908-1912, sayı: 1-182), Sebîlürreşâd (yıl: 1327-1341/1912-1925, sayı: 183-641), ve İslâm Yolu (yıl: 1951, sayı: 1-5) dergilerinde yer alan yazıları.
44 Mesnevi Dersleri, nşr. Esad Ekicigil, I/1-4 – II/1, İstanbul 1949-1951. Bu eser, bizzat Tâhirü’l-Mevlevî’nin tashihi ile forma halinde yayınlanmakta iken, yazarının vefatı üzerine 118. formadan sonra yarım kalmıştır. Eserde Mesnevi’nin ilk 5605 beytinin şerhi yer almaktadır.
Şerh-i Mesnevi, İstanbul 1963-1975. Bu baskıda Mesnevi’nin ilk dört defteri ile beşinci defterin 1150. beytine kadarki kısmının şerhi yer almıştır.
Şerh-i Mesnevi, İstanbul ty. Bu baskıda, Mesnevi’nin bir önceki baskıda eksik kalan beşinci defterin 1150. beytinden sonraki kısmının Şefik Can tarafından yapılan şerhi de yer almıştır.
Tâhirü’l-Mevlevî’nin Mesnevî şerhinin müellif nüshaları Mesnevi Dersleri, Mesnevî Takrîrleri ve Fatih Camii’nde Mesnevi Takrirleri adları ile üç defter serisi halinde Süleymaniye Kütüphanesindeki Fethi Sezai Türkmen koleksiyonunda yer almaktadır. Ayrıca bu eserin müellif hattıyla yazılmış olan birkaç defteri de Konya Mevlâna Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.
Tâhirü’l-Mevlevî’nin yukarıda adı geçen eserlerinden başka, yayınlanmamış birkaç eseri de şunlardır:
1 Tercüme-i Hüseynî: Hüseyin Vâız-ı Sebzvârî’nin Mevâhib-i Aliyye adlı tefsirinin Bakara Sûresi sonlarına kadar tercümesidir.
2 Siyer-i Peygamberî: Hazret-i Peygamber’in hayatını Bedir Savaşı’na kadar anlatan bir eserdir.
3 Târîh-i Enbiyâ: Darüşşafaka’da okutulmuş derslerdir.
4 Şair Ali İffet: Giritli Ali İffet’e dair hatıraları içeren bir risaledir.
5 Tercümelerim: Câmî’nin Şerh-i Rubâiyyât ve Levâmi’ risaleleri, Ahmed Remzi Dede’nin Mesnevi’den iktibas ederek Münâcât-ı Hazret-i Mevlânâ adını verdiği risale, Câm-ı Cihân-nümâ adlı tasavvufî risalenin tercümelerini içerir.
6 Hitabet Dersleri: Yazarın İstanbul İmam-Hatip Mektebi’nde okutulmak üzere hazırladığı derslerdir.
7 Kur’ân ve Mağz-ı Kur’ân
8 Manzum Bir Muhtıranın Zeyli
9 Nedim’in Köşk Kasidesi ve Şerhi
10 Sünbülzâde Vehbî’nin Tannâne Kasidesi ve Şerhi
11 Sünbülzâde Vehbî’nin Tayyâre Kasidesi ve Şerhi
12 İbni Kemâl’in Yavuz Hakkındaki Mersiyesi
13 Bursalı Gazali
14 İki Mektup ve Süruri ile Gubârî
15 Kudemâ-yı Mevlevîye
16 Veliyüddin Oğlu Ahmet Paşa Divanı’nın Nesre Çevrilişi
17 Şâir Refî’-i Kâlâyî
18 Nedim’in Köşk Kasidesi ve Namık Kemal ile Ziya Paşa’nın Naziresi
19 Şems-i Tebrîzî Hazretlerinin Makâlâtından Menâkıbu’l-ârifîn’de Münderic On Faslın Tercümesi.
20 Kâili Bilinen Fıkralar
21 Mantıkî ve Bir Hezeliyyesi 
22 Aşık Paşa Tezkiresi ve Şâir Zâti
23 Edebiyat Kâideleri
24 Edebiyat Sözlüğündeki Uydurma Tabirler
25 Hallâc-ı Mansûr’a Dâir
26 Osmanlı Devletinde İdam Edilen İki Şeyhulislâm
27 Risâle-i Fütüvvetiyye Tercümesi
28 Sa’di-yi Şîrâzî’ye Dâir
Merhum, yetmiş beş senelik hayatının elli yılını tetkik ve tetebbuatta bulunmak, bildiklerini usanmadan, bıkmadan ve hiçbir maddi menfaat gözetmeden öğretmek ile geçirerek, memleket ilim ve irfanına çok büyük hizmetlerde bulunmuştur. Bizde bazı kıymetli bilginler, didaktik yani talimî eserler neşretmek istemedikleri ve bilgilerini kıskandıkları için, bazı sahalarda geri kalmamıza sebep olmuşlardır. Hâlbuki yukarıda saydığımız eserlerinde görüleceği veçhile Tâhirü’l-Mevlevî, hiçbir vakit bildiklerini öğretmekten çekinmemiş; bunu millî ve dinî bir vazife telakki etmiştir.
“Öğretmek, ilmin zekâtıdır” derdi. Her biri büyük emek ve uzun bir sabır ile meydana gelen eserleri meyanında, bilhassa ikisi üzerinde durmak istiyoruz.
Kütüphaneler Müdürlüğü’ne bağlı Tasnîf-i Kütüb Komisyonu’na aza tayin edildiğinden itibaren, İstanbul kütüphanelerinde bulunan Türkçe yazma divanları tetkike başlayan merhum, 20. asra kadar divan sahibi şairlerin yazma divanları kataloğunu, vefatından kısa bir zaman evvel ikmale muvaffak olmuş ve bu kataloğun 12/16. asra ait birinci cildi, 1947’de Milli Eğitim Bakanlığı’nca neşredilmiştir. İkinci cildin de matbaaya verildiğini ve yakında yayınlanacağını memnuniyetle öğrenmiştik. Edebiyat tarihimizde araştırmalar yapacaklar için çok büyük değer ve ehemmiyeti haiz olacak bu eser, üstadın ilim ve fazlını ispata kâfidir. Fakat bizce en olgun ve mühim eseri, Mesnevî Dersleri namı altında Mesnevî’ye yazdığı şerhtir. Tefsir, hadis, İslam tarihi, tasavvuf sahalarında bütün müktesebatının muhassalası olan bu şerhin, Mesnevî-i Manevî’yi bugünkü nesle izah edecek bir bilgi hazinesidir. Merhumun hocası Mehmed Esad Efendi, yarım asra yakın Fatih Camii’nde Mesnevî okutmuş, onun vefatından sonra Karahisarlı Ahmed Efendi oraya mesnevîhan olmuştu. Onun vefatından sonra bu ders Tâhirü’l-Mevlevî’ye verilmiş, haftada bir gün 20 Ağustos 1339/1923’ten 7 Aralık 1341/1925 tarihine kadar Mesnevî takrir etmiştir. Derste söyleyeceklerini hatırlamak için hazırladığı notlarını tevsi ederek Mesnevî’nin birinci cildinin dörtte üçünü tercüme ve şerh etmiş, bilahare ahibba ve talebesinin ricası üzerine birinci cildini tamamlamıştır. Süleymaniye Camii’nde, Kubab Çavuş namındaki bir zatın vakfetmiş olduğu mesnevîhanlık cihetinin 1948 yılında üstada tevcih edilmesi üzerine 29 Mayıs 1948’den itibaren bu camide, müteakiben Ragıb Paşa Kütüphanesi’nde Tasnif-i Kütüb Komisyonu’ndaki vazifesine yakın olması dolasıyla Cumartesi günleri Laleli Camii’nde Mesnevî takririne başlamış ve muntazaman derslerine devam ederek, bir taraftan Türkçe yazma divan kataloğunu hazırlamak, diğer taraftan Mesnevî’nin tercüme ve şerhini tamamlamak için, yaşı 70’i mütecaviz olduğu ve mide ülserinden mustarip bulunduğu hâlde geceli-gündüzlü çalışmıştır.
Malumdur ki Hazret-i Mevlâna’nın mübarek ve ölmez eseri, İsmail Ankaravî merhum tarafından şerh edilmiş ise de üstadımızın dediği gibi, bu şerh bugün anlaşılmayacak bir hâle gelmiş olan bir üslup ile yazılmıştır. Son senelerde neşrolunan tercümeler ise okuyucuları tatmin edici mahiyette değildir. İşte bu vaziyeti göz önünde bulunduran merhum, Mesnevî Dersleri’ni yazmak istemiştir.
Mesnevî’yi okuyup anlamak, ancak Mesnevî Dersleri’nin mütalaası ile mümkün olacaktır.
Tâhirü’l-Mevlevî’nin vefatı, memleket için çok büyük bir kayıptır. Bıraktığı boşluğun kolay kolay doldurulacağını tahmin etmiyoruz. Belki gün geçtikçe değerinin büyüklüğü anlaşılacaktır.
Tâhir Hoca yalnız ilmen değil, ahlâken de yüksekti. Merhum, daima fakirlerin, kimsesizlerin yardımına koşmuş ve hiçbir zaman maddiyat için çalışmamıştır. Çünkü ehl-i dünyâ değildi; hakikî bir Müslüman, asil ruhlu, uluvv-i cenâb sahibi ve tam manasıyla kâmil bir insandı. Rahmetullahi aleyhi rahmeten vâsia.
Sadi AYTAN
 
 
© 2017 samilyayinevi.com.tr. Her hakkı saklıdır.
Küçükayasofya Cd. No:66 Şamil Han Sultanahmet - Fatih / İstanbul
Tel: 0212 516 06 50 - 518 15 39 Faks: 0212 516 06 51